top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Yaratıcılık Ritüelleri 76 Didem Kazan Sol: "Yazı, ben bıraktığımda geri dönüyor"

"Bazen tek bir kişinin 'devam et' demesi, birçok kapalı kapıdan daha etkili olabiliyor."

Yazarların yazma deneyimlerine odaklanan Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin'in bu haftaki konuğu Didem Kazan Sol



Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?

Yazmaya başlamadan önce öyle aman aman ritüellerim yok ancak mutlaka yalnız kalmam gerekiyor. Bir mum veya tütsü yakarım ki bunu gün içerisinde de defalarca yaparım. Bir şeyler içerim, genellikle kahve. Masamın dağınık olmasını da seviyorum. Etrafta dağılmış notlar zihnimi toparlıyor. 


Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?

Evet, yaşıyorum. Ama tıkanmayı her zaman düşman gibi görmüyorum. Bazen yazının durması, yanlış yerden ilerlediğimi gösteriyor. O anlarda yazıyı zorlamam; resim yaparım –en çok tercih ettiğim-, spor yaparım, başka bir şey okurum ya da metinden tamamen uzaklaşırım. Çoğu zaman yazı, ben bıraktığımda geri dönüyor.


Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?

Zamansal sorunlar ve görünürlükle ilgili sıkça engellerle karşılaştım. Yazı, çoğu zaman hayatın “boşluklarına” sıkışıyor. Bu engeller beni yazıdan uzaklaştırmıyor ancak elbette üzüyor. Zaman zaman bırakmayı düşündüğüm de oluyor. Buna karşılık, beni destekleyen birkaç kişinin; bu kişiler genelde hiç tanımadığım ve sadece yazdıklarımı okuyan insanlar, varlığı çok belirleyici oldu. Bazen tek bir kişinin “devam et” demesi, birçok kapalı kapıdan daha etkili olabiliyor.


Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?

Başta yazı benim için daha çok kendimi anlamanın, anlatmanın bir yoluydu. Şimdi ise daha dikkatli, daha sorumluluk duygusuyla yazıyorum. Ne söylediğim kadar neyi söylemediğim de önemli ve tabii nasıl söylediğim de. Yazarlık benim için hızlanan değil, yavaşlayan bir süreç oldu. Hatta bir keresinde son öykülerimden birini okuyan biri; “Yaşlanmış bir kalem görüyorum,” demişti. Bunu eleştirmek için söylemişti ancak benim için bu mutluluk verici bir cümleydi. Evet, ben de olgunlaşıyorum, yazdıklarım da olgunlaşıyor. 


Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?

Genellikle sabah yazıyorum. Gün başlamadan yazmak daha rahat geliyor. Elimden düşmeyen belirli kitaplar yok ama yazarken başka metinlere çok yaklaşırsam kendi sesimi kaybedebiliyorum. O yüzden yazı dönemlerinde, özellikle çağdaşlarımı, okumayı bile azaltıyorum.


Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo, öykü, şiir, beste vs…)  var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?

Belirli bir yapıt değil ama bazı metinlerde şu duyguyu hissediyorum; “Burada kalmak isterdim.”

Bir metnin içinde uzun süre yaşayabilmek, bana onun iyi yazıldığını düşündürüyor. Yaratmak istediğim şey de tam olarak bu; okurun zihninde kalabilecek bir alan açmak. Resim için de aynısı geçerli; duygumu hissettirip kaşımdaki kişinin zihninde yaşamak. 

Tüm bunlardan yola çıkarak hangi yapıtı söylesem diğerine haksızlık edermişim gibi geliyor.

Yorumlar


bottom of page