top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Ses Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz: Kurmacada Yaratıcı Ritim


Yazarın yazma yönteminin kendine özgülüğü ve doğallığı akışkan bir metinle okuru buluşturuyorsa işte tam da bu noktada her zaman sözünü ettiğimiz ama tanımlamakta zorlandığımız ritmik bir metinle karşı karşıyayız demektir.

Eser Kuru

Yazmak için masaya oturduğumda bilincimin farkındalık düzeyine eş başka bir alana çekildiğimi hissediyorum. Bir tür dış dünyayla iletişim kanallarının seyrekleştiği bir odaklanma hali. Yeni bir boyuta geçilen bu alanda yazının ve okuyuşun ritmi önemli bir yer kaplıyor. Sözcükleri yerine oturtmak, değiştirmek, yeni anlamlar katmak, tümü bir müzik parçasında çalınan kadanslar gibi tamamlanma çabasının sonucu. Kurmacada ritim, yaratmanın başlangıç itkisi olarak bir metronomun tik taklarının ilk hareketi gibi yazının içinde kımıldamayı bekliyor. Ses ahenginin kurmacanın bir parçası olmasının yanı sıra yaratılan dil organizasyonunun sürekliliğine de katkı sağladığını kabul etmek okuyucuya bütünleyici bir bakış açısı sunuyor.


Ses ve Ritim


Sesten bahsettiğimizde, ağızdan çıkan ve kulağımızda titreşenden farklı bir şeyden söz ettiğimiz aşikâr. Anlatıcının ve kurgusal karakterlerin uyumlu bir bütünlüğün içinde dengeli ve hayatın olağan akışına yakın bir ses biçimi oluşturması gerektiği düşünülebilir. Öyle ki okur olarak saplantılı bir şekilde sese ve en başta da yazarın sesine odaklanmanın okumayı teşvik etmediğini öngörmek zor olmasa gerek. Zira birçok yazarda üsluba dair ayrıştırıcı bir ses bulamayabiliriz. Onların metinlerinden ziyade, karakterlerinin, anlatıcılarının seslerini duyarız. Burada ses kavramını ritimle beraber ve bütünsel olarak düşünmek gerekir.

Ritim, insan doğasında ve sonradan edinilen kültürel öğelerde mutlak olarak bulunur. Kalp atış hızı, nabız gibi organizmanın zihne gönderdiği belli sayıda tekrarlı ve düzenli hareketler örnek olarak verilebilir. Düzyazıda ritim, kalıp ve benzerliklerin ses birimlerindeki dengeli hareketinden kaynaklanmaktadır. Heceler, sözcükler, çağırışımlar, cümleler, paragraflar bu yinelemeyi ve ahenkli dengeyi ne kadar tekrar etmiyormuş gibi örtük gerçekleştirirse o derece başarılı olur. Tüm imge kalıpları ve anlatı dinamiği boyunca bu ritim sürer. Zaman zaman kullanılan dilin bazı kuralları da bu duruma hizmet edebilir. (Türkçede; ulama, ünlü seslerinin benzerliği, sesteş kelimelerin cümle içinde yer aldığı konum, tekrarın niteliği, yorgun paragraf yapılarına serpiştirilmiş eksiltili cümleler, birden çok anlama gelebilecek sözcük seçimi gibi…) Yine yapısal düzeyde boşlukların nabzı, noktalama işaretlerinin seçimi ve yeri gibi unsurlar hikâyeyi canlı tutabilir. Basit cümleler daha hızlı hareket ediyor algısı okur zihninde oluşabilir, okuma eylemi esnasında cümle geçişleri çabuklaşabilir. Ancak bu acele durumun metnin ritmi ile ilgili olduğu yanılsamaya yol açar. Metindeki ritim duygusu hızlı okunabilen bir yazım biçiminin sonucu değildir. Aksine, dalgalı, birleşmiş bağlantılı ifade ya da cümleler, yüklem durağının tam yakınına bitişmiş anlam, dikkat ve yoğunluğu arttırıp ritmik bir ses ahengi yaratabilir. Unutmamak gerekir ki, ritmi fark edebilmek için bir “aritmiye” ihtiyaç vardır. Hep aynı vuruştaki kalp atış hızı fark edilemeyeceği gibi, tek düze bir hızla ilerleyen metinde ritim hissedilmez. Metindeki duraklar, iniş çıkışlar dile dair yoğunluk duygusunu ve farkındalığı arttırır. Basit ritimde bir müzik parçası dinlemek yerine çok sesli bir senfoni dinliyormuş algısı okur zihniyle bütünleşir.


Ritme Hizmet Eden Metafor


Derrida’ya göre, edebi metinlerde iyi bir metaforun bir şeyi gözümüzün önüne koyma, resim yapma, canlı bir etki yaratma erdemlerine sahip olması yeterli değildir. Bununla birlikte, bir metafor, yalnızca benzerlik üzerinden asıl olanla etkileşim kurmamalıdır. Eylemde verilmiş olanı eylemin içinde görmemize izin verdiği ölçüde metafor bağlantılıdır ve yerli yerindedir. Bağlantılı metafor dediğimiz şey tam da budur. Bilge Karasu’nun, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı kitabındaki şu pasaj buna iyi bir örnektir: “Kendini düşünüyor; yalnızlıktan, başkalarıyla ancak istediği zaman görüşmekten, istemediği zaman başkalarından kaçmaktan hoşlanıyor. Ama yalnızlıktan hoşlandığı, yalnızlığı aradığı halde, asıl sevdiği, asıl aradığı, kalabalık içinde bulunduğu, kalabalıktan uzak olmadığı bir sırada, bu kalabalıktan ayrılabilmek, yalnız kalabilmek, başkalarının yanından çekilmek, istediği için tek başına durabilmek... Farkında bunun. Yalnızlık zorunlu bir durum olmadığı zaman daha çok hoşlanıyor.” Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu


Bağlantılı metafor kavramı benzeyen ve benzetilen arasında kurulan özdeşimin içselliği ile de ilgilidir. Yukarıdaki pasajda, yalnızlığın başkalarının yanından çekilmekle ilişkilendirildiği durumda, çekilme fiilinin bir benzeşim işlevi gördüğünü duyumsamayız bile. Metnin içindeki gerekli metafor farkında bile olmadığımızdır. Yine Derrida’nın anlatımıyla benzerlik kurulanla benzeyen arasındaki boşluğu unuttuğumuzda metafor söner ve sönümlenenin ritmi sesli bir şeyin etkileşimi gibi işitme duyumuzu uyarır. Bu anlamda güçlü ama okuyucuda uyarıcı etki yapmayan, fark edilmeden metnin içinde kaybolmuş metaforlar okuma ritmine hizmet eder.

Öte yandan metaforlar bir deneyim alanını bir başkası açısından tanımlayarak anlaşılır hale getirir. Bilge Karasu aynı metinde: “İnsan yorulunca küçüklüğünü daha iyi, daha çok duyduğu için mi kendini büyütmeğe, büyüklük düşünceleriyle kendini bile aldatmağa kalkıyor?” derken küçüklüğü, küçük olma hatıratını, bellek işlevi gören duymak fiiliyle benzeşim kurarak okura iletiyor. Zıtlıklar, tekrarın veya benzeşimin gücü, ritmi güçlü kılan unsurlardan olsa da bellek ve ses arasında kurulan güçlü metaforik bağlantı da etkisini okura hissettirerek öykünün akışına bütünlük katıyor.


Ritmik Uyum ve Hareket