• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Suzey'e İki Çift Lafım Var

Metin Nart

Çilem Dilber’in Kuyruklu Yalan kitabının ilk öyküsü Suzey’i bitirdiğimde, kötülüğün hâlâ, sebepleri bütünüyle ortaya konulamamış bir muamma olduğunu ama farklı ve tatminkâr birçok yaklaşımın mevcut olduğunu düşündüm. Kitabının ilk öyküsü Suzey’in konusu da kötülüktü zira.


“Kişisel kötülük” hakkında felsefe, sosyoloji (Etik-din bu başlığın altına pekâlâ yerleştirilebilir) ve psikiyatrinin işaret ettiği bir yığın sebepten söz edilir. Kimileri hastadır kötülük yapar, bazıları karakterlerinden dolayı -genetik- kötülük yapar, kimileri toplumsal sebeplerden dolayı kötülük yapar, deriz. Oldukça da ikna edici buluruz. Tıpkı, Stephen King’in, The Shining-Medyum romanının kahramanı, yazar Jack Torrance gibi.


Kötülük asıl, kötülüğün ortak bir kimlik olarak ortaya çıkması durumunda çetrefilleşir. Kişisel kötülük bir günah, bir suç olarak ortaya çıktığında cezalandırılması nispeten kolaydır. Peki ortak kimlikte ortaya çıktığında bu suçu, bu günahı kim üstlenecek?


Tıpkı Suzey’de kötülüğün ortak kimlikte ortaya çıkmasındaki gibi.


Çilem Dilber kötülüğü “Biz-O” dikotomisi oluşturarak kurgulamış öyküsünde. Bu çok işlenen tem, yazarın -biçimi oluştururken- anlatıcı seçimiyle özgünlüğün dar alanında kendisine yer ediniyor.


"Fısır fısır konuştuk önce." Öykünün bu giriş cümlesindeki Biz’in, farklı bir biz olduğunu henüz ilk sayfanın sonuna geldiğimizde anlıyoruz.

“Biz” anlatıcı kurmacalarda nadiren kullanılır. Tıpkı diğer anlatıcılar gibi bu anlatıcının da farklı tipleri vardır. Mesela Jean Echenoz, “1914” ya da “Bir Yıl” eserlerinde, sadece birkaç yerde araya girip ilahi anlatıcının -bana göre bu eserlerde “bilen anlatıcı” demek daha doğru- elini kuvvetlendiren bir atraksiyon aracıdır. Kahramanın özne olduğu “Biz”in içinde yer alır anlatıcı. Yine Jean Echenoz-Ravel’inde tanıştığım “Biz” anlatıcı, bazen Ravel’in özne olduğu “Biz”in içinde bazen de Ravel’in nesne yapıldığı cümlenin öznesinde yer alır ve cinsiyeti olmayan bir sestir.


Suzey’in Biz anlatıcısı Jean Echenoz’un biz anlatıcılarıyla örtüşmüyor.


Bir diğer biz anlatıcı tipi de, Julie Otsuko'nun Tavan Arasındaki Buda'daki Biz anlatıcıdır. Buradaki biz, hem öznenin hem nesnenin içinde yer alır. Çünkü JO’nun bu eserindeki Biz anlatıcı, metnin hem öznesinde yer alır hem nesnesinde. Öznedeki biz ile nesnedeki biz, aynı gruptur zira. Biz, bizi, okura anlatır. Varlığı olan bir sestir ve cinsiyeti kadındır.


Çilem Dilber’nin “Suzey”deki Biz anlatıcısı, yazarın kurduğu “Biz-O” dikotomisi üstünden yürüdüğü için genel olarak öznedir ve O’dan sürekli nesne olarak söz eder. Öykü boyunca kâh kadın kâh erkek olan ama üstlendikleri misyondan dolayı aralarındaki cinsiyet farkı flulaşmış ve bir varlık olan Biz’in sesini duyarız. Anlatıcı bir kadının da sesi olur bir erkeğin de. Suzey’le hesapları olan bir zümrenin ortak dilidir.


"Fenerin ışığını görünce kalkıp peşine düştük muhtarın. Ne bir konuşma ne bir fısıltı. Cırcır böceklerinden başka ses çıkaran yok. El fenerinin ışığında, toza toprağa bata çıka yürüdük. Yarasalar tepemizde dönüp durdu yol boyu. Civardaki tepeler, tepelerdeki ağaçlar, onların üstünde ışıyan sabırsız Ay, hepsi birer heyula. En son karşı yamaçtaki eve yöneldi muhtar. Biz de onun peşine. Yamaca vardığımızda hafif bir rüzgâr başladı. Kavak ağaçlarının hışırtısı rüzgâra karıştı. İki katlı, eski evde ne ışık ne ses. İçimizden biri yol boyu topladığı çalı çırpıyı evin önüne yığdı."


Anlatıcı bahsini bir kenara koyup öykümüze dönersek, teması kötülük olan öykünün konusunu kristallendirebiliriz.


Hannah Arendt’ın Eichmann Kudüs’te eserinde çizdiği kötülük, dinin, günahkârlık üstünden anlatmaya çalıştığına benzemez. Ona göre kötülüğün sıradanlığı, bireylerde oluşmuş haset-hınç benzeri duyguların erk tarafından yönetilip, sıradan insanların birer canavara dönüştürülmesidir. “Sıradanlığı” buradan gelir.


"Gözleri bal rengi. Bakınca altın sarısı ışıyor. Dilinden düşen bir kelime bin parça ediyor insanı. Her gülüşünde, al beni, diyor nar dudağı, gül yanağı. Yüreği titriyor bakanın. Bir gören bir daha iflah olmuyor, yemeden içmeden kesiliyor."


Arendt, Nazi Almanya’sında kötülüğün insanlar tarafından görülür görülmez köt