Kestikçe çoğalan baş
- Litera

- 24 Tem 2025
- 3 dakikada okunur
Esra Odman İyier, Leyla Erbil’in Üç Başlı Ejderha adlı romanı üzerine yazdı: "Roman, geleneksel anlatı yapısını reddettiği için döneminde bile farklı olarak karşılanmıştır. Kronolojik bir anlatı olmaması, kurguyu; bölük pörçük, kopuk ama bilinçli bir şekilde kurgulanmış olarak karşımıza çıkarır. Zaman kavramsal olarak vardır ama biçimsel olarak iç içe geçer."

Yunan Mitolojisi'nin Hydra’sı gibidir Leyla Erbil’in Üç Başlı Ejderha'sı. Din - devlet – sermaye, iktidarın çok yönlü baskısı, toplumun iç çatışmasının sembolik ifadesidir. Kesildikçe çoğalan, çoğaldıkça güçlenen, üç başlılıktan çok başlılığa çıkmış; adaletsizliği, kadının metalaşmasını, tebaa olan insanın sıkışmışlığı anlatılır romanda.
Leylâ Erbil’in son dönem eserlerinden biri olan Üç Başlı Ejderha romanı, onun edebi duruşunu yansıtan, politik ve tarihsel göndermeleri çok katmanlı bir roman olarak öne çıkar. Okunması da anlaması da çok zor olan bu romana 20 yıl sonra tekrar bakmak ve hiçbir şeyin değişmediğini görmek korkutucu. Sınıfsal çatışmaların arttığı, kadınlık hallerinin değişmediği ve hatta kadın cinayetlerinin aleni bir şekilde (sanki devlet denetiminde) işlendiği, iktidar ilişkilerinin yozlaştığı bir yaklaşımın içinde bulunduğumuz bu dönemle ne kadar da alakalı değil mi?
Roman, geleneksel anlatı yapısını reddettiği için döneminde bile farklı olarak karşılanmıştır. Kronolojik bir anlatı olmaması, kurguyu; bölük pörçük, kopuk ama bilinçli bir şekilde kurgulanmış olarak karşımıza çıkarır. Zaman kavramsal olarak vardır ama biçimsel olarak iç içe geçer.
Romanda Bakhtin’in çok seslilik kavramını görürüz. İlk kez Rus kuramcı Mikhail Mikhailovich Bakhtin'in 1929 tarihinde yayımladığı Dostoyevski Poetikasının Sorunları adlı yapıtında kullanılmıştır. O zamana kadar baskın olan görüşe göre metinlerde konuşan özne tektir. Metnin tamamında yalnızca anlatıcının sesi duyulur. Çok seslilik, karakterlerin iç sesi, dış sesi, politik ve tarihsel seslerle birleşir ve bizi zamandan ayrı ama zamanın içinde gibi bırakır. Bu çok seslilik, karakterlerin değil, toplumun kendisini konuşturur. Toplum konuşunca birey sessizleşir.
Erbil’in imzası olan sözdizimi oyunları, kelime uydurmaları, ironi ve grotesk anlatım diğer romanlarında olduğu gibi burada da kendini gösterir. Yer yer bilinç akışı, yer yer üstkurmaca teknikleri ve bolca F.Kafka’ya, Dostoyevski’ye, dini metinlere başkaca bir sürü metne yapılan göndermelerle romanın postmodern bir anlatıya yaslanmasını sağlar.

Romanın başlığındaki “üç başlı ejderha” figürü, çok yönlü bir alegoridir. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu üç baş, üç şeye işaret eder. Üç baş sembolik olarak;
1.Devlet - Din - Sermaye üçlüsü: Bu üç güç odağının Türkiye toplumunu yönettiği, bastırdığı ve dönüştürdüğü fikri, ejderhanın üç başında sembolize ediliyor.
2. İktidarın çok yönlü baskısı: Ejderha, aynı anda farklı şekillerde saldıran ama aynı merkezden beslenen güçleri simgeler. İktidar sahibi kişilerin gücü elde ettiklerinde yaptıklarının göstergesi.
3. Toplumun iç çatışması: Bu üç baş, halkın zihinsel ve fiziksel bölünmüşlüğünü de ifade eder.
Ejderha, hem mitolojik bir varlık olarak hem de siyasi bir metafor olarak, romandaki karakterlerin çaresizliğini ve uyumsuzluğunu yansıtır.
Kadın bedeninin politik hali: Erbil’in diğer eserlerinde olduğu gibi burada da politik bir zeminde ele alınır. Kadın karakterler hem cinsellik hem de toplumsal roller bakımından bastırılmıştır, ezilmiştir. Anlatıcı kadın, M. Bakhtin’in eşik kronotopu gereği bir eşikte oturur ve bize olayları bu eşikten anlatır. Bu eşik arada kalmışlığı temsil ederken aynı zamanda, ortasının aşınması ve çukurlaşmasıyla kadın cinsel organına da gönderme yapar. Ankara’daki gölde yüzen kız çocuklarının yılanlardan korkusu da okurun aklına yılanın erkek cinsel organına temsili göndermesi olarak yorumlanır. (Freud’un rüyaları)
Roman boyunca bireysel anılarla toplumsal tarih iç içe geçer. 12 Eylül darbesi, işkenceler, entelektüel baskı gibi tarihsel travmalar sürekli olarak metne sızar. Karakterler kendilerine, topluma ve hatta zamana yabancılaşmıştır. Bu da okuyucuda bilinçli olarak bir rahatsızlık duygusu yaratır. Romanı okurken sıkışıklık ve boğulma hissi içinde kasılırız. Anlam vermeye çalıştığımız her şeyle dibe çekilirsiniz.
Leyla Erbil’in ejderhayı seçmesinin diğer bir nedeni, ejderhanın Carl Jung perspektifinde, kaosun, bilinmezliğin ve içsel karanlığın simgesi olmasıdır. Jung’un arketipsel sisteminde gölgeyi ifade eder. Bastırılmış dürtüler, toplumun ve bireyin karanlık yüzü bir anlamda kolektif bilincin korkunç yanıdır. Ejderhayı öldüren, onunla yüzleşen bir figür olmalıdır ama Leyla Erbil’in eserinde bu figür yoktur. Değişim ve dönüşüm yoktur bu yüzden. Belki de bir anlamda anlatıcının geçmişe, iktidara teslim olduğunu düşündürür okura.
Erbil okuyucusunu sadece dış dünyaya değil, kendi içsel ejderhasına da bakmaya zorlar. Kimi zaman rahatsız edici, kimi zaman bilinçsizce yeniden üretilen ideolojiler, cinsiyetçilik, otoriterlik… Bunların hepsi her bireyin içinde “küçük ejderha başları” olarak çoğalarak yaşar. Belki de günümüze gelene kadar yaşananlar da budur. Şimdi o başları nasıl yok edeceğimizi öğrenmeye çalışıyoruz. Artık yüzleştik gölgelerimizle toplum olarak ve Leyla Erbil’in romanının aksine şimdi bu ejderhayı öldürecek, tüm başlarını koparıp atacak bir kurtarıcı figürünü içimize aldık.
ÜÇ BAŞLI EJDERHA
Leyla Erbil
Okuyan Us Yayınları, 2005
Tür: Roman
120 s.










































Yorumlar