Ara

Anne kekini reddetmek

"Yiyeceklerin hamuruna katılmış duygular, anne tariflerini nesilden nesile taşıyan kız çocuklarının kaderidir. Bu kader, yetişkinlikteki yemekle olan çoğu kez takıntılı ilişkiden beden algısına kadar uzanıyor. Anne kekine özlem düşünmeden romantize edilir ya, anne kekini reddetmek ne zor karar." Aysu Önen'den Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü ve yemeğin, beslenme ve sevgi takası kavramından çıkıp kültürel bir kavrama dönüşümü üzerine...


Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü adlı bir romanı sevmek istersiniz. Daha okumadan inandırıcıdır limonlu pastanın hüzün verebileceği. Hatta limonlu olsun olmasın, duygularınızın tadını almış diğer hamur işleri, kimin elinden çıktığı, hangi yaşanmışlıkların üzerine yendiği aklınızdadır daha romanı okumadan. Yiyeceklerin hamuruna katılmış duygular, anne tariflerini nesilden nesile taşıyan kız çocuklarının kaderidir. Bu kader, yetişkinlikteki yemekle olan çoğu kez takıntılı ilişkiden beden algısına kadar uzanıyor. Anne kekine özlem düşünmeden romantize edilir ya, anne kekini reddetmek ne zor karar.

Böylece Rose’un yiyeceklerle olan ilişkisi başlar. Önceleri yiyeceklerin tadındaki tuhaflığı kendindeki bir hastalık olarak görür ama “yiyeceklerin tadı boş” demekten başka bir şekilde dile getiremez rahatsızlığını. Tanımadığı insanların pişirdiği yiyeceklerin tadı öfke, acelecilik, isteksizlik, yorgunluk, beğenilme isteği doludur ama bu duyguları tatmak, annesinin duygularını tatmak kadar dayanılmaz değildir, neredeyse bir oyun haline gelmiştir. Hasta olmadığına, süper kahraman olduğuna karar verir: Süper-Ağız! Kendi kendine bulduğu yöntemlerle bilmek istemediği duygular içeren tatlardan korunmaya çalışır. Annesinin hazırladığı fıstık ezmeli ekmeğin tadını okuldaki musluğun eski borularından akan pas ve metal tadındaki klorlu suyla bastırır örneğin. Paketli abur cuburlar insan eli değmeden fabrikasyon üretildiği için kurtarıcı yiyecekler olur. Mısır cipsinin tadı hep bir önceki cipsin tadı gibidir. Mısır cipsi bir hatıradır, sizden hiçbir beklentisi yoktur. Babasından, annesinin yemek yapma molasına ihtiyacı olduğu için, aileyi dışarıda bir şeyler yemeğe götürmesini ister. Bu arada anne, çalıştığı ahşap atölyesindekilere tepsi tepsi kurabiye yapıp götürmektedir.

Annesine doğduğu günün hikayesini defalarca anlattırmayı ne kadar seviyorsa, yiyeceklerin malzemelerinin kaynaklarını tatlarıyla ayırt etmeye de aynı ilgiyle yaklaşır. Mutlu organik ineklerden gelen süt, sertçe koparılmış maydonozlar, işçilerine az para veren fabrikadan makarnalar. Hayatın tadının hangi anda, hangi aşamada bozulduğunun bir araşıyı başlar.

Rosto, patates ve suçluluk...


Annesine yiyeceklerle olan ilişkisinden bahsetmez. Kız çocuğun anneyi memnun etme çabası, ona iyi anne olduğunu hissettirme çabası yiyeceklerle olan travmanın başlangıcındadır çoğu kez. Annenin, uykusuz geçirdiği bir gecenin ardından gazetede gördüğü tarifle yaptığı şeftalili turtayı tadınca, artık dayanamaz.


Aimee Bender

Annenin arayışlarının, yalnızlığının, mutsuzluğunun, yardım çağrısının tadı o kadar ağırdır ki, bu tadı silmek için ağzını yüzünden koparıp atmak ister. Annesinden ilk yardım isteyişinde dile getirebildiği annesinin ağzından çıkıp gitmesini haykırmak olur. Yiyeceklerle savaşmak tam bir travmaya dönüşmüştür ama annenin korunması gerekmektedir, dertleri daha büyük olan annedir. Oniki yaşında, rosto ve patatesle birlikte annenin suçlulukla karışık romantik duygularının tadını alır ve başka bir adamın varlığını hisseder.

Yetişkin olduğunda kendi pişirdiği domates soslu makarnayı yemeğe cesaret edecektir. Ağzındaki duygular üzgünlük, öfke, suçluluk, umut, çürümüş çiçekler gibi özlemdir. Küçük bir kızın duyguların tadını bilmediği bir geçmişe dönme özlemi. Yine de kız evlat sorumluğuyla evde yemekleri pişirmek artık onun işi olmuştur, her lokmada duyguların tadı karışmamış yiyeceklerin olduğu çocukluğunu özlese de. Hatta annesine artık limonlu pasta sevmediğini bile itiraf eder sonunda.

Sonraları bulabildiği her yiyeceği denemeye çıktığı bir Los Angeles lezzet turuna başlar. Özellikle göçmen ailelerin lokantalarında yediği yerel yemeklerin hüznünün tadına varır. İyi bir ağlama sonrası rahatlığı verir bu hüzün. Bazı yemeklerin arasına aile içi şakalar karışmıştır. Bazı yemeklerin malzemeleri, aşçısı tarafından birbirlerine aşık olsunlar diye bir araya getirilmiştir, ıspanakla peynirin aşkı gibi. Tattığı duygular daha fazla yemesini güçleştirdiğinde ise artık ağzını yüzünden koparmak yerine, artanları paket ettirip sokaktaki evsizlere vermeye başlar. Onların mutlu aile olmak gibi bir sorumlulukları yoktur.


Aimee Bender’in romanı, yeme bozukluklarıyla anne-kız ilişkisi arasındaki kaçınılmaz bağlantının iyi bir örneği.

Her ne kadar, tuhaf bir tat alma yeteneğine sahip küçük Rose’un ilginç hayatı gibi şekerli, masalsı bir ambalajı da olsa, Aimee Bender’in romanı, yeme bozukluklarıyla anne-kız ilişkisi arasındaki kaçınılmaz bağlantının iyi bir örneği. Şeklen her şey sağlıklı bir ailede olması gibi olsa da, performatif annelik, kadının bu rolde hissettiği mutsuzluğu, yalnızlığı ve tatminsizliği iyileştirmiyor. Bir sevgi gösterme yolu olarak masumca benimsenen, çocuklara tatlı bir hamur işi yapma adeti, sevgiyi kabul etme şartını o tatlı hamur işini yemeğe bağlıyor.

Bu şekilde anne-kız arasında yemek, annenin mutsuzluğunu gizleyen, kızın sevilme ihtiyacını kısa süre için dindiren bir tür takas malzemesine dönüşüyor. Rose’un yeme bozukluğu, annesinin mutsuzluğunu algıladıkça onu koruma refleksiyle devam ediyor. Yemek, beslenme ve sevgi takası kavramından çıkıp kültürel bir kavrama dönüştüğünde Rose için iyileşme başlıyor.

Anne-kız ilişkisini, nesilsel travmayı yiyecekler üzerinden anlatan en iyi roman Amy Tan’in Talih Kuşu olarak çevrilen The Joy Luck Club romanını akla getiriyor Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü. Aimee Bender, normal aile kavramını sorguluyor. Anne ve kızın birlikte hazırladığı yemeği, her akşam, baba işten dönüp bir misafir gibi eve geldiğinde birlikte yiyen Amerikan orta sınıf bir aile mutlu mudur? Yoksa göçmen mutfaklarında, şeklen mutlu olma rolü yapmayan, yalansız hüzünlerini açık açık yemeklerine katan aileler mi daha gerçektir?