• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Belki umutsuzluğa bir pansuman

Seda Ateş

"Umutları yeşertmenin tek bir ihtimali varsa, onun hem bireysel hem de toplumsal yüzleşmeler olduğuna işaret ediyordur belki de Ayfer Tunç bu üçlemede yer alan romanlar aracılığıyla" Seda Ateş, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman özelinde Ayfer Tunç edebiyatı üzerine yazıyor.


Çorak Ülke’de ayların en zalimi nisandır. Çünkü nisanda, insan beyhude umutlanır, kendi iradesi dışında vuku bulan bir yenilenme ihtimaline bel bağlayıp da hüsnüzan eder, hayat yalanlarına kapılır. Şimdinin çorak ülkesinde, umutları besleyen hayallerin köpürtülüp köpürtülüp de klişelerden kurtulmayı vadeden yepyeni bir gelecek klişesine takılıp kalmaktan öteye gidemediği yerde, beyhude umutlardansa kopkoyu bir umutsuzluğu yeğlemeliyiz belki de.


Gelgelelim bu hayat bu umutsuzluğu kaldırmıyor. Umudun olmazsa yaşayamazsın diyen, umudu iradi bir şey gibi gören aslında hayatın kendisi değil tabii, çevresi. Umudu olmayana mağlup gözüyle bakılıyor; sanki umudu olanlar mağlubiyetlerini reddedip bambaşka olanakları mümkün kılabilmişler, kendi enkazlarını kaldırıp şimdinin ve geleceğin bambaşka bir potansiyelini açığa çıkarabilmişler, umutlarına varacak yolun taşlarını tek tek döşemeye gönüllü olup tek bir kuru dalı olsun yeşertebilmişler gibi. Halbuki romanlarda böyle değildir. Bilhassa az sonra bahsedeceğim Ayfer Tunç romanlarında.


Fotoğraf: Mali Maeder ©

Ayfer Tunç’un bütün yapıtları, bile isteye ya da değil, bir büyük anlatının parçalarını oluşturur. Yazdığı her metin bağımsızlığını korurken diğer yandan da öncekilere eklemlenip külliyatını bütünler. Tunç aynı temaları ve karakterleri yeniden ele almayı, bağlamı değiştirerek karakterlerin bakış açılarını da değiştirmeyi, karakterleri ve olayları başka karakterlerin gözünden de anlatmayı sever.

"Edebiyat bir ihtimalin simülasyonudur"


“Edebiyat bir ihtimalin simülasyonudur. Gerçekleşmesi halinde nasıl davranacağımızı düşünmemizi sağlar,” diyordu leziz söyleşi kitabı Ayfer Tunç’la Karanlıkta Kelimeler’de. Edebiyatımızda ihtimalleri çoğaltmayı, metinlerini birbirleriyle etkileşime sokmayı dert edinen yazarların başında gelir Tunç. Gelenekle bağını asla koparmadan modern yapılar inşa ederken tür klişelerine dair ezberimizi bozar, aslolan hikâyenin türü ya da biçimi değil kendisidir.


Bu büyük anlatının her bir parçası toplumsal hafızadan, toplumun her katmanındaki iktidar mücadelesinden, yüzleşilemeyen bir geçmişten, şiddetten, travmalardan, ikiyüzlü vicdan muhasebelerinden ve marazi bir merhametten nasibini almıştır. Tunç’un bütün kitaplarını adeta birbirine teğelleyen bu topyekûn kötülüğün içinde parıldayan karakterlerinin ise bir başka ortak noktası daha vardır: umutsuzluk.


Geçtiğimiz yılın en çok konuşulan romanlarından biri olan Osman, Ayfer Tunç’un 1992 yılında Kapak Kızı’yla başladığı, 2010’da Yeşil Peri Gecesi’yle devam ettiği nehir roman serisinin (şimdilik) sonuncusu. Bir erkek dergisine verdiği çıplak pozlarla bu anlatı evreninin tam merkezine yerleşen Şebnem’in hayatının bir şekilde dokunduğu karakterleri tek tek cımbızlayarak, neredeyse 1980’lerden günümüze uzanan bir memleket tahliliyle harmanlayan Tunç’un anlatısının bir sonraki halkasında ana karakterin kim olacağı ise şimdiden okurlar arasında tartışma konusu.


Tunç’un 2004’te yeniden gözden geçirip düzenleyerek yayımladığı Kapak Kızı, bir tren yolculuğuna, kısacık bir zaman dilimine, dünyaları sığdırır. Şebnem’in çıplak fotoğraflarını dergide görüp hayatlarını sorgulamaya başlayan Selda, Ersin ve Bünyamin’in anlattıkları üzerinden romanın esas kahramanı, yani Şebnem ustalıkla inşa edilmiştir. Şebnem’in akrabası olan, yıllar boyunca kendini Şebnem’den üstün gören Selda, fotoğrafları gördükten sonra ömrü boyunca güvenli sularda yüzdüğünü, etrafına duvarlar ördüğünü ve aslında kazananın Şebnem olduğunu fark eder. “Şu yaptığıyla en dibi göze almış olduğunu gösterdi bana. Sonuna kadar giderim, umurumda bile olmaz, dedi. En dip neresiyse oraya kadar. Dibi göze almazsan hiçbir yere varamazsın. Böylece benim hayatımın anlamını da sıfırlamış oldu. Zaten bir anlamı da yokmuş," diyen Selda yenilgisini kabullenir.

Şebnem’in fotoğraftaki keskin bakışı Ersin için bir ayna olur, yaptığı işi bulunduğu çevreyi sevmeyen Ersin tam da bu tren yolculuğuna çıkarken hayatını değiştirmeye karar vermiştir.

Romanda iyi aile çocuğuna tekabül eden Ersin ise Şebnem’in amcasının oğludur. Ayrıca bir zamanlar âşık olduğu Şebnem’in bedenine ilk dokunan, onu ilk öpen erkektir. Ancak cesur davranamayıp arkasında duramadığı bu aşk asla itiraf edilemeden biter. Şebnem’in fotoğraftaki keskin bakışı Ersin için bir ayna olur, yaptığı işi bulunduğu çevreyi sevmeyen Ersin tam da bu tren yolculuğuna çıkarken hayatını değiştirmeye karar vermiştir. Fotoğraf sayesinde yaşadığı sorgulamanın sonucunda ise “hayat tembeli” olduğunu kendine itiraf edip umutlarını gömecektir.