Ara

Bir Kış Gecesi Misafiri ya da İnsanlık Trajedisi

"Bu öyküler Latife Tekin’in “Öykü komşunun penceresine bakılarak yazılır.” sözünü doğrular nitelikte bir gözlem gücüne sahip. Belli ki Erkol bakmakla yetinenlerden değil. Görmek ve anlamak için bakanlardan."

Arzu Alkan Ateş, Ayça Erkol'un yeni öykü kitabı "Bir Kış Gecesi Misafiri" üzerine yazdı.

Arzu Alkan Ateş

“Bir Kış Gecesi Misafiri”, Ayça Erkol’un üçüncü öykü kitabı. Alakarga Yayınları’ndan çıkan kitap geçtiğimiz günlerde okurla buluştu. Kitap altı öyküden oluşuyor. Bu öyküler Latife Tekin’in “Öykü komşunun penceresine bakılarak yazılır.” sözünü doğrular nitelikte bir gözlem gücüne sahip. Belli ki Erkol bakmakla yetinenlerden değil. Görmek ve anlamak için bakanlardan. Bu bakmalardan devşirilenler hikâyelerine bir derinlik katıyor. Ayça Erkol’un yalın bir anlatımı var. Anlatımdaki bu yalınlığın hikâyeyi ön plana çıkardığını ve görünür kıldığını söylemek mümkün. Erkol, her öyküsünde bir atmosfer yaratmayı da okuru bu atmosferin içine çekmeyi de biliyor. Okur ağaçların hışırtısını duyuyor. Hatta bu hışırtının kurtlu ceviz ağacından geldiğini fark ediyor. Kuşların ötüşü, korna sesleri, köpek havlamaları, rüzgârın sesi, aniden acının sesine dönüşüyor. Bir surete bürünen kahramanlar, okurun bir yakını, tanıdığı oluyor. Çünkü hayatın içinden geliyor sesleri, gülüşleri, çığlıkları… Bu sahicilik okuru etkiliyor ve bir sonraki öyküde, okur hangi gerçeklerle yüzleşeceğini merak ediyor ve hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyor. Çünkü ayrıntıların hikâyelerin yapı taşları olduğunu anlıyor. Ayça Erkol üşenmeden anlatıyor. Kendini anlatmanın büyüsüne kaptıranlardan. Yarattığı kurmaca dünyanın kapılarını sonuna kadar aralayanlardan. İpuçlarına ihtiyacı yok okurun. Çünkü Erkol söylenmesi gereken her şeyi söylüyor.

Erkol’un öykülerinden bir bilgelik taşıyor. Bu bilgelik başkalarından öğrenilmiş bir bilgelik değil. Belli ki hayata, insana, doğaya dair çok gözlem yapılmış çokça da düşünülmüş. Başkaları ne der diye düşünmeyen, kendini tanıyan ve mahremini sakınmayan kahramanların söyledikleri ve eylemleri okuru sarsacak düzeyde çarpıcı. Saklambaç öyküsü bu açıdan bakıldığında çok acımasız. Hatta insanın kanını donduracak bir finali var. Ama bir o kadar da gerçek. Öykü kahramanı ”Çocuğu olmayan insanların çocuğu olanlara kendilerini ispatlamak için, adeta özür diler gibi takındığı garip, acımasız tavırlardan uzağım, zoraki çıkardığım çocuksu seslerim, maşallahlarım, burun sıkıp okşamalarım yok.” diyor. Kendini bilmenin en büyük erdem sayıldığı bir çağda yaşamasa da başkalarına hoş görünmek için rol yapmayan, herkesin tabulaştırdığı şeylere tapmayan hikâye kahramanının sözleri okuru düşündürüyor. Mış gibi yaşamaya ne zaman başladık acaba? Yine aynı öyküde insanlar için “İnsanlar kendi kendilerini cendereye sokan, saçma kurallar koyan, her şeyi sömüren ahmaklar ordusu.” diyor kahramanımız. Kahramanımızın ya da yazarımızın mı demeli insanlıkla bir derdi var. Ve derdini lafı eveleyip gevelemeden, ikiyüzlü davranmadan, kendini sakınmadan koyuyor ortaya. Okura da söylenenlere hak vermek düşüyor.

Erkol kurmacanın sınırlarını aşarak hayatın içinde olup bitenlere ayna tutuyor. Bu kadarı ve daha fazlası her gün hayatın içinde oluyor, diyor.

İnsan kötülük yapmayı nasıl öğrenir ve kötülükle yaşamaya nasıl katlanır? Erkol hikâyelerinde bu soruların cevabını arıyor. Alain Delon adlı öyküde kötülük can yakıyor. Okurun kitabı elinden fırlatıp atası geliyor. Hani hep duyarız, görürüz, susarız hiç haberimiz yokmuş gibi üç maymunu oynarız ya! Erkol maskemizi düşürüyor. Bakın, diyor evirildiğiniz insanlık can çekişiyor. Bu arada Alain Delon bir köpek. Hayatın sillesini mi insanların sillesini mi demeli; yemiş bir köpek. En büyük kötülüğü insanlardan görmüş, perişan olmuş. Sonra karşısına iyi insanlar çıkmış. Yaralarını sarıp sarmalamışlar. Alain Delon kötülüğü unutabilirdi. Hafızasını temizleyebilirdi. Eğer ki onu ölümden beter hale sokacak kötülüğe uğramasaydı. Bu kadar da olmaz, bu da yapılır mı? Bir hayvanın da canı olduğunu unutacak kadar ne yaşadık? Hangi travmaları atlatamadık da bu hale geldik, diye sorması okurun boşuna değil. Alaın Delon, hayvan olmaklığıyla yardım diliyor kelimelerin içinden. Erkol kurmacanın sınırlarını aşarak hayatın içinde olup bitenlere ayna tutuyor. Bu kadarı ve daha fazlası her gün hayatın içinde oluyor, diyor. Kötülük bulaşıcı bir hastalık. Bir virüs gibi yerleşeceği ruhu buluyor. Biz üç maymunu oynadıkça bulmaya devam edecek. Öykü kahramanlarından biri soruyor “On bin senedir şu hayvancıklar bize bekçilik ediyor, çobanlık yapıyor, bizi eğliyor, eğlendiriyor. Biz onlara ne yapıyoruz.” Bu sorunun cevabı öykünün ve hayatın içinde “Dövüyoruz, dövüştürüyoruz, avlıyoruz, tecavüz ediyoruz.”

Kitaba adını veren aynı zamanda da kitaptaki en uzun öykü olan Bir Kış Gecesi Misafiri, anlatma tekniğiyle diğer öykülerden ayrılıyor. Birden çok anlatıcısı var bu öykünün. Hatta anlatıcılardan biri bir ruh. Bir masal kitabının sayfalarından çıkıp geliyor ve bir kış gecesi, sığındığı evde hikâye anlatmayaduruyor. Erkol bu anlatıcının ağzından öyle şeyler söylüyor ki. Kötülüğün izini sürmeye devam ediyor okur. Hikâye nerede bitiyor, gerçek nerede başlıyor, bilemiyor. Öldürülen kadınlar, seri katiller, Noel Baba’yı bıçaklamayı düşünecek kadar millileşmiş adamlar ve ikiyüzlü politikacılar hepsi payını alıyor hikâyeden. Ve cinnet geçiren bir toplumun elebaşları oluyorlar. Akıl tutulması değil akıl çürümesi yaşadığımız bu zamanda, gazetelerde okuduğu, televizyonda izlediği haberleri hatırlıyor okur. Kötülüğün nasıl öğretildiğine ve nasıl beslendiğine tanık oluyor. Bütün bu karanlığın ardından, iyimserlik bir ışık gibi süzülüyor. Huzmelerini bırakıyor okurun ruhuna. “Gece sona ererken nasıl bilirsek cılız da olsa ışığın yakında geleceğini, kötülüğün peşinden iyiliğin geleceğini de biliriz. Cenazeyi düğünler izler, katiller doğar ve kailler ölür.” Umut hep vardır! Ve hayat bir döngüdür. İnsana düşen “Ey insanoğlu ne sevin ne yerin, gözle sadece. Sana biçilen neyse al o rolü, tabağına konanı ye. Ne eksik, ne fazla, kal döngünün içinde.” İnsanın trajedisini bu sözlerle ortaya koyuyor Ayça Erkol. Ne denir ki bundan başka!


Bu arada kitaptaki çocuk kahramanlara değinmeden bu yazı eksik kalır. Hikâyelerdeki çocukların içine sanki bir bilge kaçmış. Büyüklerin yazıp çizdikleri hayat oyununu, oynamayı beceremediklerinde, mızıkçılık yaptıklarını apaçık görüyorlar. Boylarından büyük laflar ediyorlar. Çünkü yetişkin olmayı beceremeyen anne, babaların açıklarını kapatmak onlara düşüyor. Bunu yapma gücünü hayal dünyalarından alıyorlar. Hayal kurdukça gerçeğe katlanmayı öğreniyorlar. İki Çiçek Bir Ardıç Kuşu öyküsündeki anlatıcı henüz bir çocuk. Babaannesiyle babası konuşurken kafasını tabletten kaldırmıyor. Babaannesinin hayata ve herkese karşı duyduğu öfkeden kendini sakınmak için onun ayağında sallayıp durduğu terliğin üzerindeki iki çiçek, bir ardıç kuşu işlemesine sığınıyor. Bir taraftan hayal kuruyor bir taraftan anlatılanları diniliyor. Ve yaşını aşan bir tespit yapıyor. “Aile bizden bağımsız bir şahsiyet. Kendi başına nefes alıyor, huzurlu ve mazbut gül gibi yaşayıp gitmesi gerekiyor. Hatasız, yanlışsız, pirüpak. Olabilecekleri ve olamayacakları çok önceden belirlenmiş, yazılmış, üzerine yeminler edilmiş.” Nedir olamayacak olan. Bir halanın bir kadına aşık olması. Babaannesi ve babasına göre olmayacak olan şey ona olabilir görünüyor. O böyle düşünürken işlemedeki kuş pencereden uçup gidiyor. Esat öyküsündeki kahraman ise hoşlandığı kızı etkilemek için annesinin eline tutuşturduğu tabağın içindeki resme bakarak masallar uyduruyor. Ve kızı etkilemeyi başarıyor. Zamanından önce büyümek zorunda kalan ve hayal dünyaları sayesinde masumiyetlerini koruyabilen bu çocuk kahramanlar okurun içini aydınlatıyor, umudu diri tutuyor. Onlara iyi bir dünya bırakma umudunun.


Ayça Erkol’un satırları arasında dolaşırken canınız acıyabilir. Umudunuzu, inancınızı yitirebilirsiniz. Üç maymunu oynadığınızı fark edebilirsiniz. Size gerçek olarak sunulanların hiçbirinin gerçek olmadığını görebilirsiniz. Kitabı elinizden fırlatıp atmak isteyebilirsiniz. İçinizdeki hayvanı görebilirsiniz. Ama döngünün içinde olduğunuzu anlarsınız. Her kötülükten sonra iyiliğin geleceğini bilir ve beklersiniz. Siz de sayın okur ‘insanlık trajedisinin’ oyuncularından birisiniz. Artık bir zahmet ya rolünüzü doğru oynayın ya da sahneyi terk ediniz.


Ya da kendinize bir iyilik yapıp bu kitabı okuyunuz!







Bir Kış Gecesi Misafiri

Ayça Erkol

Alakarga Yayınları

2021, 140 s.




GIFFo.gif

1/1

1/2

Mail listemize kaydolmak için:

  • White Facebook Icon

reklam, sponsorluk ve işbirliği için bize ulaşın