• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

"Dünyada yemekten daha sahici aşk yoktur, gerisi edebiyat!"

“Rendelediğim domatesi fasulyenin üzerine koydum. Sen biraz karıştırıp tencerenin kapağını kapadın. Yemeği hiç su katmadan pişirmenin önemi üzerine bir iki büyük söz söyledik birbirimize.”

Oylum Yılmaz, Rıfat Bey Neden Kaşınıyor'dan Bugünün Saraylısı'na, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'nden Bizim Büyük Çaresizliğimiz'e, Türk edebiyatındaki sofralara uzanıyor; yeme-içme alışkanlıklarının çarpıcı değişimine, ahlak, tutku, zaaf, irade kavramlarına, sınıfsal farklılıklara ve kültürel kodlara mutfak üzerinden odaklanıyor.

“Talaş kebabının huzurunda birdenbire susan Besim bir tapınma sessizliği içindeydi. Et ve yufka, ağzında eriyerek baş döndürücü bir macun haline geldikten sonra, midesine değil kalbine gidiyormuş gibi ona büyük aşkların sarhoşluğunu veriyordu. Hizmetçi onun önünde sarı benekli bir beyazlıktan başka bir şey kalmadığını görünce, kayık tabağını sol omzunun hizasından uzattı.Kaşlarını çatan Besim için günün en ciddi anlarından biriydi.Tabağını yeni baştan tepeleme doldurduktan sonra, itiraf etti: -ben bu kebaba aşıkım.

Çıplak bir kadının üstüne serilmiş atlas yorgan gibi kebapların üzerinde parlayan yufkanın kehribar sarısını iştahlı gözleriyle yaladıktan sonra ilave etti: -Dünyada bundan daha sahici aşk yoktur. Üst tarafı edebiyat.”

Peyami Safa'nın Yalnızız'ının Besim'i ile tanışmış mıydınız? Yalnızız'ın kahramanı olan Samim'in kardeşidir kendisi, yani aslında romanın yan karakterlerinden biridir. Ama o kadar canlı, hikayenin içindeki tavrı o kadar belirgin aktarılmıştır ki, romanı bitirdikten sonra onu unutmanız mümkün olmaz. Tıpkı pek çok Safa karakterleri gibi. Ancak Besim'i diğerlerinden biraz farklı anımsarız, onun yemeğe düşkünlüğü, yazarın onun aracılığıyla bize anlattığı sofralar aklımızda yer eder. Besim, edebiyatımızın en obur kahramanlarından biridir. Peki ama sadece Besim mi? Edebiyatımızın yemeğe içmeğe düşkün başka pek çok kahramanı var elbette. Bu düşkünlüğün yazardan kaynaklandığını biliriz tabii ki. Sözgelimi Orhan Pamuk, İstanbul'un üst orta sınıfını sofra başında anlatmayı çok sever. İhsan Oktay Anar'ın özellikle kötü karakterleri tiksindirici yemek yeme tarzlarıyla yer bulur metinlerde. Refik Halit Karay, bir hayat adamıdır, gustosu vardır, kahramanları da yerine göre oturma kalkma, yeme içme tarzlarıyla şekillenir. Edebiyatta yeme içme denince ilk akla gelenlerden biridir kuşkusuz Selim İleri ve işi romanlardan ve hikayelerden öteye taşımış, Oburcuğun El Kitabını yazmıştır! Yenişehir’de bir Öğle Vakti'nin sandviçleri ve hazır yemekleri, Bizim Büyük Çaresizliğimiz'in sürekli yemek yapan aşıklarının kısırları, börekleri, Aylak Adam'ın muhallebicilerinin ve Rıfat Bey Neden Kaşınıyor'daki Rıfat Bey’in yediği ekmeğin yeri de ayrıdır. Görüldüğü üzere listemiz uzamaya, kısacası yedikçe şişmeye müsaittir!

Yalnızız, Peyami Safa'nın yazarlığının, romancılığının doruk noktasıdır. Romanın kurgusu, inanılmaz canlılıkta işlenmiş karakterler, yazarın ne yazık ki bir ideolog gibi söz etmekten çok hoşlandığını bildiğimiz düşüncelerini, dünya görüşünü romanın kurgusuna ve karakterlerine yedirişi, her şey ama her şey tam kıvamındadır. Tıpkı yemek yeme kültürü ve zevki üzerinden anlatmayı tercih ettiği Besim karakterinin büyük bir aşkla yediği yemeklerin tam kıvamında olması gibi. Yalnızız, gündelik hayatın akışına kendimizi bırakmamıza ve gündelik zevklere karşı duran insan aklının ve ahlakının romanıdır. Safa, burada Simeranya adında ütopik bir ülke yaratır ve bu ütopya aracılığıyla 'olması gereken’i göstermeye çalışır okurlarına. Bu anlamda bir tür akıl ve ahlak jimnastiği yapar. Dünyevi zevkler, aşk, şehvet, yemek, zenginlik, gösteriş ve para tutkusu üzerine düşünür roman boyunca. Ve bu yüzden edebiyatımızın en zengin, en iştah açıcı sofralarını kurar gözümüzün önüne. İnsanı, onun zaaflarını, irade ve ahlak dediğimiz şeyi tartmanın en uygun yollarından biridir çünkü yemek yeme alışkanlığı Safa için ve insana dair en belirgin fikirleri verebilir.

Açıkça görülür ki Samim'e göre, hatta bir adım ileri gidelim, Peyami Safa’ya göre yemek, çok yemek, yemek yemeği insani hazların üst sıralarında bir yere koymak pek de iyi bir şey değildir.

Samim ve Besim'e geri dönelim. Besim'in talaş kebabına olan aşkını itiraf ettiği yemeğin devamında ütopik Simeranya ülkesi üzerine konuşmaktadır kahramanlarımız:

“Samim kaşlarını kaldırdı:

-Hayır, dedi, asıl tahsil orada. Talaş kebabına aşık olmaktan kurtulurdun. Çünkü orada, ikide bir değişen öğrenim sisteminden ziyade pilavı ile meşhur bir mektepte okumazdın. Hazım usarelerini ikide bir galeyan ettiren tesirlerden uzak yaşardın ve manevi hüviyetin daha ziyade gelişirdi. Eski dünyamızın bütün yeni terbiyecileri, bu samimi, bu gerçek ve yüksek kültürü bugünkü okulların veremediğinde müttefiktirler; çünkü hepsinde öğretim usulü, baskı zorlama, hayvan yetişt