• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Bahar

"yağdı, dindi yağmur, ılık bir esintiye eş. zamanı koklamak ne hoş dedim köpeğe, yukarı aşağı salladı kuyruğuyla başını. unutmuştum niçin çıktığımı evden sokağa."


Tan Doğan


sokağa çıktım. bahar. ayaklarımı yalıyor bir köpek birden. yürüyoruz şimdi yolda, öylece… aklım boş: bu iyi. ne ki anlamadım, nasıl oluyordu da anlıyordum bu boşluğu! neyse ne dedim. içimde sevinç. yaşama sevinci. üç-beş ağacı geçtik yavru köpekle, yavaş, çok yavaş. yeşil kaldı gözlerimiz: ne güzel. mavi’yi de görmedik değildi uzaktan. siyah-beyaz bir film gibi mi gözükür ‘hayat’ her köpeğe demedim. duydum, hem yeşil’i hem mavi’yi gördüğünü; havlamasından belli. olacak şey değil ama yolda bir çeşme. avucumdan içiyor kana kana köpek. ensemi ıslattım, o kadar. yürümek zamanı şimdi, öylece yürümek…


derken bir yavru kuş kondu sırtına köpeğin; köpekte çıt yok! demeyeceğim işte, kuşun da sırtına bir sinek kondu, köpek çıktı bir atın sırtına... bir gözü yolda, bir gözü bende köpeğin; kulakları kuşta. hava hoş. ılık bir esinti okşadı tüylerimizi. bir an baktım ayna ayna dört göze: yüzlerimiz pek güzeldi. daha yavaş yürümeye başladık; çok yavaş, en yavaş. duracak gibi oldu köpek, kuş duruyordu hep, yürüyorum oysa. bir bulut yavruağzı’ydı, mor oldu; birden kapkara: yağdı. arkamı dönseydim ya görecektim kuşla köpeği ya da gitmişler diyecektim, bir başka yöne/yola/yere!... gül gül baka baka bir gül bahçesine, yürüdüm: kızıl. bir küçümen taşa takıldı çelimsiz ayaklarım; sendeledim; düşmedim! “hav!” dedi köpek üç kez; yanımda bitti: gözleri kızıl’dı: sırtından uçmuştu kuş! gül gül öldük! yürüyoruz yine…



yağdı, dindi yağmur, ılık bir esintiye eş. zamanı koklamak ne hoş dedim köpeğe, yukarı aşağı salladı kuyruğuyla başını. unutmuştum niçin çıktığımı evden sokağa. hem anımsamaya değer ne var dünya’da? diye sormadım, köpeğe. hem bu köpek neyin nesiydi; hiç anlamadım! hem anlamaya değer ne var dünya’da? diye de sormadım, köpeğin sırtına yeniden konan kızıl gözlü kuşa! yürüyoruz şimdi yolda, öylece…


ruhum boş: bu iyi. ne ki bu boşluk… neyse ne dedim, tamamlamadan cümleyi; bu da iyi. içimde sevinç. yürüme sevinci: sokakta, yolda, bahar’da yürüme sevinci. bir ağacı daha geçtik yavru köpekle ve yavru kuşla; limon ağacını: gözlerimiz sarı. ne “güz!” dedi köpek, ne “erken-kış!” dedi kuş, ne de “yaprak!” dedim kendi kendime, ilk kez! deniz: koştu köpek, at at, dörtnala; uçtu kuş, melek melek, yedi kat göğe; şaşkın! yavaş, çok yavaş yürüyorum yine ben. yanlarına vardım ki, gözlerimiz yine mavi: ne güzel. ya yüzmeli ya uçmalı ya da yürümeli demedi kimse, bakarken altı mavi göz, masmavi gökdeniz’e.


en az üç kez dolaştık dünya’yı. olacak şey değildi ama yolda bin bir çeşme. avucumdan içiyor kana kana yavru köpek ki, hiç büyümeyecek ve yavru kuş, hep yavru kuş kalacak. ancak ensemi ıslattım, o kadar. sonra yemişler topladıydım, yediydik; yine topluyorum, yine yiyoruz; yine toplayacağım, yiyeceğiz yine, yürürken, yavaşlarken, koşarken; yürürken, yavaş, çok yavaş, en yavaş, en çok yavaş, hep yavaş, herhep yavaş, yavaş, yavaş…


bir de dağlara çıktık: gri. ağaçlarda kaldık: kahve. inlere girdik: nem. kuyulara daldık: gam. zaman ‘bahar’dı: hiç ağlamadık. tek mevsim yaşadık/yaşıyoruz işte, içte-dışta sevinç, herhep.


üç-beş ağacı geçtik yine, yavru köpekle ve yavru serçeyle; yavaş, çok yavaş. pembe kaldı gözlerimiz: ne güzel. mavi’yi de görmedik değil yakından. siyah-beyaz bir film gibi mi gözükür ‘hayat’ her köpeğe, her kuşa demedim. duydum, yeşil’i, mavi’yi, yavruağzı’nı, mor’u, kızıl’ı, sarı’yı, gri’yi, kahve’yi, pembe’yi gördüğünü bu köpeğin, şu kuşun; havlamasından ve ötmesinden belli.


günlere baka baka yürüdüm: beyaz. bir taşa takıldı hâlâ çelimsiz ayaklarım; sendeledim; düşmedim! “hav!” dedi köpek, “cik!” dedi kuş, üç kez; yanımda bitti ikisi birden: gözleri beyaz’dı, beyaz; bembeyaz.


sokağa çıktım. bahar. ayaklarımı yalıyordu bir köpek, birden. kuş da katıldı ‘biz’e, ansızın. yürüyoruz şimdi yolda, öylece… eve dönesim hiç yok!