• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Kaçamak

"Ellerini karnına götürür gibi yaptı, sıranın kenarını tutup dizlerine doğru eğildi, kamburunu çıkardı. Kadın bunu bekliyormuş gibi atladı."

Zeynep Parlar


Gözü sürekli saatinde. Bakışları koridorun girişine çevrili. Yüksek tavanlı loş koridora sağlı sollu yerleştirilmiş sıralarda hastalar bekleşiyordu. Yanında oturan kadın fırsatını bulduğu an konuşacak. Tanımadığı insanların ne ahiret sorularına cevap vermek ne can sıkıcı hikâyelerini dinlemek istiyordu. Koridora süzülen gün ışığı ona ulaşamadan zeminin karoları arasında yitip gidiyordu. Hemşire her kapıyı açtığında eşiğe yığılıp, “Tahlil gösterecektim, bir şey soracaktım,” diye odaya sızan hastalar. Bağrışmalar, itişip kakışmalar. Randevu saati geçmesine rağmen bir türlü gelmeyen muayene sırası. Pelin mümkün olsa hastaneye adımını atmazdı.

Ellerini karnına götürür gibi yaptı, sıranın kenarını tutup dizlerine doğru eğildi, kamburunu çıkardı. Kadın bunu bekliyormuş gibi atladı.

“Sizin de mi ilk?”

“Anlamadım?”

“Bebek diyorum. İlk mi?”

Pelin doğruldu, sırtını koltuğa yasladı. Kollarını bağlayıp koridorun girişine dikti bakışlarını.

“Bizim ilk de, çok heyecanlıyım,” diye devam etti kadın.

Duyulur duyulmaz, “Hayırlı olsun,” çıktı dudaklarının arasından.

Elini karnının üzerinde gezindirerek, “Düşünsenize minnacık bir şey. Canından bir can,” diye ekledi kadın.

Hemşirenin adını seslenişiyle irkildi. Kadına tek kelime etmeden ayağa kalktı. Bakışları koridorda gezindi. Tedirgin adımlarla ilerlerken ayak sesleri kalabalığın uğultusuna karıştı.

Hızla yanından geçip giden adam Pelin’in omuzuna çarptı. Kondüktör kalkış düdüğünü çaldı. Tren garında ankesörlü telefonun ahizesi yanağında. “Hafta sonu Nilgün, Selim, liseden birkaç arkadaş daha Sarıkamış’a gidiyoruz. Çok ani gelişti. Maçtan önceki son antrenman, biliyorum. Tren kalkıyor. Bak bu çok önemli. Beni sorarsa halsiz hissediyormuş yatıyor de, ateşi çıkmış de, ne bileyim uydur bir şeyler, gözünü seveyim iki gün idare et.” Telefonu kapatıp son anda atladı trene. Kompartımanın kapısında biraz bekledi. Koridora, girişe, birbirinin farkına varmadan girip çıkan insanlara bir kez daha baktı. Derin bir nefes alıp içeri girdi Pelin.

Masayı işaret ederek, “Hazırlanın,” dedi hemşire. Derisi yer yer yırtılmış, süngeri dışarı çıkmış masaya baktı. Hemşire örtüyü yaydı. Ne yapacağını bilemez halde kaskatı dikildi bir süre. “Acele edin,” diye çıkıştı hemşire. Ceketini duvardaki çiviye astı, çantasını yere bıraktı. Metalin soğukluğu baldırlarından tüm bedenine yayıldı. Hemşire beyaz çarşafı bacaklarına örterken bir titreme aldı.

Lavaboda ellerini yıkayan doktorun aynada yansımasını gördü. Duvarı boydan boya kaplayan fayansların yer yer rengi sararmış, çatlaklar oluşmuştu. Klozete oturup işedi. Yan yana iki pembe çizgi. Klozetin kapağını kapatıp musluğu açtı. Lavaboya dayanıp akan suyu izledi. Göllenen suyun küçük bir anafor yaparak deliklerin arasından yitip gidişini. Midesi bulandı. Öğürdü, öğürdü, öğürdü. İçi dışına çıkana kadar. Ellerini suyun altına uzattı. Yüzüne birkaç kez çarptı. Kesik kesik nefes alıyor, karın kasları seğiriyordu. Bütün ağırlığı kollarında lavaboya dayandı. Başını kaldırdı. Aynada gördüğü yansımadan ürktü. Gözlerini kaçırdı.

Hemşire yaşını, mesleğini, evli olup olmadığı gibi forma yazdığı bilgileri doktora okuyordu. Bakışları tavanda bir noktaya sabitlenmiş kıpırdamadan yatıyordu. “Doğu ekspresiyle gidiyoruz. Selim’de kalacağız, bilet parasını denkleştir yeter. Amman be ne ana kuzususun, sadece biraz eğleneceğiz.” Doktor, ayakucundaki sandalyeye oturdu. Ultrason çubuğunu aldı. Pelin kalçalarını kasıp kendini geriye doğru çekti. Jelin soğukluğu bedenine yayıldı. Soluk alış verişi varla yok arasında. “Kuzenim doktor, sorunsuz hallederler. Selim de gelir seninle. Saçmalama. Atmaz takımdan. Senden iyi smaçör mü var? Bende kalırsın o gün.”

“Nilgün’le liseden tanışıyormuşsunuz.”

“Sıra arkadaşıydık.” Monitörü görmemek için doktora bakmıyordu Pelin.

“Gayet sağlıklıyız. Bebeği aldırmak istediğinizden emin misiniz?” diye tekrar sordu doktor.

Sesi donuk, “Evet,” dedi.

“Kasmayın kendinizi lütfen, serbest bırakın,” tırnaklarını yatağın kenarına geçirdiğinin farkında değildi Pelin, “çok kısa sürecek. Biraz canınız yanabilir.”

Yanağından tek bir damla yaş süzüldü. Sabah erken antrenmanı vardı.