• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Zinciri Kırma İhtimali


Öznur Unat

Hakan Sarıpolat, Şubat ayında İthaki Yayınları’ndan çıkan ve sekiz öyküden oluşan, “Cıs” isimli ilk kitabı ile bize merhaba dedi. “Merhaba.”


Gerçeklik ve hayal arasındaki sınırlarda gezinen karakterler üzerinden birçok temayı işleyen yazar, bunu yaparken, okura üzerinde düşüneceği bir alan bırakmayı ihmal etmemiş. Toplumsal kurallar, ikili ilişkiler, aşk, bencillik, alışkanlıklar, görmezden gelinenler temel temalar olarak hikâyeler boyunca karşımıza çıkıyor. Sarıpolat, bir hikâyede evin içine sıkışmış kadın karakterin maruz kaldığı bakışlarla içeriden, bir başka hikâyede ülkelerinden kaçmak zorunda kalan göçmenlerin bizlere yönelttiği bakışlarla dışarıdan olmak üzere “bakma ve görme” ayrımına davet ediyor okuru.


Karakterlerin bize hayli tanıdık gelen dünyaları, gerçek üstü olaylarla birlikte örülmüş. Üstelik bu olaylar, kitabın girişine alınan Marquez’in “Gerçek anılar, belleğin hayaletleri gibi görünüyorlardı bana, sahte olanlar ise gerçekleri bozacak kadar inandırıcıydılar,” sözünü doğrulayacak bir inandırıcılık içinde okura aktarılmış. Merhamet ve sevgi dilini bilen, kendi bencilliğinden sıyrılabilmiş, “İYİ” insanların, günümüz dünyasında gerçek dışı tanımlanacak kadar az bulunur ve benzersiz olmasıyla da ilişkilendirilebilir bu durum. (Melek olan anneanne, Hekim’in Leyla’ya aşkı, kaybettiği eşinin ardından kelebeğe dönüşen yaşlı amca, eşinin gözleriyle ne yapacağını bilemeyen Vildan, Atlıkarıncadaki Saim, Behram…)


Böyle bir bakış açısıyla ele aldığımızda kitaba ismini de veren son öykü “Cıs”ın bitiş şekli oldukça anlamlıdır. “Kurt’un anlamaz bakışları eşliğinde koltuk değneklerini ve paltomu alıp kapıya yürüdüm. Tam çıkacakken köylüye dönerek, ‘Belki de yaşıyordur,’ diye bağırdım, yüzümü çevrilen boş bakışları ezip geçtim umutlu bir tebessümle dışarı çıktım.” (sayfa 98)


Onat Kutlar'ın İshak’ına adanan bu öyküyle, yazarın işaret ettiği umut; bütün öykülerde varlığını hissettiren ve nadir bulunan o iyi insanların, her şeye rağmen var olacağına dair bir umudu beslemekte ve bizden de bu umudu yaşatmamızı istemektedir belki de. Bu bakımdan, sekiz öykünün bütünlüklü bir şekilde Cıs içinde yer aldığını söylemek mümkün.


Zincir


Kitabın en uzun öyküsü olan “Zincir” bir mahalle tasviriyle başlar. Öykünün içinde geçen, “usturalar”, “kan kokusu”, “siyah”, “ölüm” gibi kelimeler, ortamın karanlık atmosferine zihnimizde hızlı bir giriş yapmamızı sağlar. Anlatıcı mahalleye neden zincir dendiğini ilk paragrafta şöyle açıklar: “İnsanları bağlayan, hiçbir yere bırakmayan. İşte tam da bu sebeplerden dolayı mahalleye zincir diyorlar.” (s.13) Zifiri karanlığın farkına varmayan insanların yaşadığı bu yer; “dışarıdan gelen için dayanılmaz, mahalleli tarafından özümsenmiş.” (s.13)


Ve biz “dışarıdan gelen”; tam da bu duyguyla mahalleye adım atarız. Her an bir şey olacağına dair hissettiğimiz kaygı yüzünden, bizler için orası tekinsiz, “dayanılmaz” bir mahalledir.


Yavaş yavaş öykü karakterlerini tanımaya başlarken ilk olarak Ali İmran’la karşılaşırız. “Güneşin bir tek onu ellemediği” cümlesiyle, Ali İmran gözümüzün önünde cesur, ışıltılı, güçlü bir yiğit olarak belirir.


Dünyanın en büyük gösterisine hoş geldiniz,” vaadi eşliğinde mahalleye gelen bir sihirbaz, “Dünyanın en ciddi işini yapıyormuş gibi artistik hareketlerle başladı numaralarını yapmaya.” (s.14)


Gerçeklik ve hayal arasındaki sınırda gezinmeye böylece başlamış oluruz. Sihirbazın sunduğu; yanılsamaya dayanan sahte gerçeklik, Ali İmran’ın gerçeklik algısıyla çatışır. “İnsanları kandırıyor, hile yapıyor,” diyen Ali İmran’ın, sihirbaza söylediği, “çıkart ceketini!” sözü, rasyonel akılla anlaşılması güç ama gösterinin arkasındaki kuralları bilen sihirbaz açısından, gerçeğin ta kendisi olan bu illüzyona kararlı bir kafa tutuştur.


Öykü tam bu noktada kurduğu atmosfer ve yarattığı karakterler üzerinden okuru iki yere davet eder.

  1. İllüzyonun yanılsama olduğunu bilerek anın tadını çıkartmak ve