Ara

Hiç Bir Zaman

Gördüğü bir rüyadan ilhamla hem kamerasına hem de kalemine sarılan Semra Ege'den, birbirini besleyen ikili, deneysel bir iş. Hiç Bir Zaman-2 adlı video ve İki Ucu Çiçekli Değnek adlı metin, bir rüyanın bakiyesi...

"Tam olarak ne yazacağımı bilmeden otomatik bir yazın sürecine giriştiğimi bildirerek başlamak istiyorum. Düşünmeden, tasarlamadan, salt bir şeylere odaklanmadan bu sürrealist deneyimi tatmak dışında bir maksadımın olmadığını da belirtmek isterim. Bu deneysel bir iştir. Sürrealistlerin 'otomatik yazın' tekniğine öykünerek oluşturulmuştur. Metin bittikten sonra herhangi bir redaksiyon sürecinden geçmemiş, oluşan cümle düşüklükleri ve yazım hataları düzeltilmemiştir. Metin, bir rüyanın temsili niteliğinde oluşturulan videonun (Hiç Bir Zaman-2) izdüşümüdür."



İki ucu çiçekli değnek


"Olan biten bizi şuna inanmaya sevk ediyor: Zihinde, hayatla ölümün, gerçekle hayalin, geçmişle geleceğin, iletilebilir olanla olmayanın çelişki olarak idrak edilmediği belirli bir nokta vardır..." (1)

Andre Breton


Gözlerimi kapattığımda aklıma gelen ilk şeyden bahsedecek olursam, aklımın değil gözlerimin düşündüğünü savunmam gerekecek. Gözlerimin düşünürken bir takım kristallerin denge merkezine çarptığını görüyorum kulaklarımda. Ve yine, bu kritalleri yerine oturtmak gerektiğini düşünüyor, bir kulak burun boğaz mütehassısının kapısını çalıyorum. "Merhaba, kulaklarımdaki uğultunun nedeni gözlerim olabilir mi?"


Tanımadığım ve sonradan arkadaşım olan herkesle iletişimimi kesmemi söylüyor bana. Ne mümkün? Kendi yalnızlık paradigması ile yalnız kalamayan ben mi? Ben mi bunu deneyeceğim?


Bunun olanaksız olduğunu söylüyorum ona. Ben kendine yaklaştıkça uzaklaşırken kendinden, absurt bir mülakata tabii oluyorum dünyada. Bu dünya diyorum, bu dünya! Anlamsız bir matematiğin algoritması. Tanrı dedikleri eline aldığı topu çeviren bir varlık mı yoksa? Bir tanrı hayal ediyorum elinde topu olan.


Döndürüyor, döndürüyor, döndürüyor. Saatler, günler, haftalar, yıllar ve yüzyıllar boyu. Meşakkatli bir çilesi olmalı bu. Sancılı bir sarsıntıda absürd bir sisifos kadar güçlü olmak niyetiyle topa çarpacak olan taşı düşünerek geçiriyorum günlerimi. Sonra da bir trene binip gidiyorum.


Oysa ki zaman düşlerime çarparak yuvarlanıyordu yere. Tanrı topu çeviriyor. Ben dişlerimi sıkıyorum. Bir tromboline çıkıp metrelerce metrelerce yukarı fırlamak istiyorum. Bir füze olmak istiyorum ama aya gitmek değil niyetim. Bir ağacı sulayayım yeter şu hayatta, bir saksı çiçeği köklendireyim. İki ucu çiçekli bir değnekle koşayım kırlarda. Kedim de olsun kendim gibi yanımda. Gölgemin varlığıma ait olayım en çok.


Kulaklarımdaki uğultu geçince uyanayım da rüyamı suya mı anlatayım?








Alıntı: Georges Bataille, Edebiyat ve Kötülük, Ayrıntı Yayınları. S.27