Ara

Meksika kırsalında talihsiz bir aşk hikâyesi


"İlhamla hazırlanan bir yemeğin pişirme ve yeme sürecinde mutlu hissettirdiği olası bir durumdur genellikle. Üzerine sık düşünmesek de aynı zamanda öfkeye, derin bir üzüntüye de neden olabilir her bir pişirme ve üretme süreci…" İlke Kamar Meksika yemeklerindeki farklı tatların karmaşıklığı üzerinden yaşamlarımızdaki ‘otoriter seslere’ karşı verilen mücadeleyi ele alan Acı Çikolata romanı üzerine yazdı.



Çikolata ve kral tacı


Malzemesi, 920 g kakao (Soconusco)

920 g kakao (Maracaibo)

920 g kakao (Caracas)

1.840 g ya da 2,760 g tozşeker (isteğe göre) …


“Yapılması gereken ilk şey kakaoları kavurmaktır. Bunu yaparken toprak tepsi değil de sac kullanmak daha uygundur. Kakao taneciklerinden süzülen yağ toprak tepsinin gözenekleri arasında kaybolur. Bu tür ayrıntılara dikkat etmek son derece önemlidir. Ayrıca bilesiniz ki çikolatanın iyi olması üç şeye bağlıdır: Kullanılacak kakao tanelerinin çürük ve ezik değil, sağlam ve sağlıklı olmasına, çeşitli tipte kakao taneciklerinin harmanlanarak kullanılmasına, son olarak da kakao tanelerinin kavrulma süresine. Kakao, açıklandığı gibi kavrulduktan sonra kalburdan geçirilerek taneler kabuklarından ayrılır. Metate’nin altına içi iyice harlı kor dolu bir kap konur. Taş iyice ısındıktan sonra kakao tanelerinin ezilmesine başlanabilir. Matate’nin üzerine şekerle karıştırılmış kakao taneleri konur ve ikisi birlikte tahta tokmakla dövülerek ezilir. İyice ezilip hamur haline gelmiş şekerli kakaolar hemen parçalara ayrılıp isteğe göre dikdörtgen ya da yuvarlak şekiller verilir. Çatalın ucuyla işaretlenerek bölünecek yerler belirlenir”.


Acı Çikolata 1992 yılında Alfonso Arau tarafından sinemaya uyarlanmıştı

Bu tarif bir yemek kitabından değil, sizi yanıltmasın, Laura Esquivel’in Acı Çikolata romanından, Tita’nın nefis tariflerinden biri sadece. Tita’nın geleneğe karşı özgür olma mücadelesi, Meksika’nın bilinen yemekleriyle bir araya geliyor. Acı Çikolata, yemekler ve üzerimizdeki anlamlarına yoğunlaşırken tarih, mekân, devrim, ahlak ve anaerkil kodlarla şekillenen bir katmana da sahip. Tita’nın yaşamının en önemli anlarına eşlik eden 12 tarif adeta onun hikayesinin bir parçası oluyor. Laura Esquivel, Meksika yemekleriyle roman kahramanının sevinçlerini, endişelerini, heyecanını anlatırken yemekleri adeta fizyolojik bir ihtiyacın çok ötesine taşıyor. Öyle de değil mi! Çoğu zaman hayatımızda temel bir ihtiyacın ötesinde yiyecekler toplumsal, kültürel ve inancı da içeren farklı şekillerde, anlamlarda yer edinir. Yemek kültürünün, birbirleri ile olan etkileşimleriyse bu kavramı beslenmenin dışında başka boyutlara taşır birçoğumuz için. Yemeklerin yaratım sürecinden üretimine kadar tadı ve etkisiyle yaşam alanlarına kendine özgü bir dokunuş yaptığıysa aşikâr. İlhamla hazırlanan bir yemeğin pişirme ve yeme sürecinde mutlu hissettirdiği de olası bir durumdur genellikle. Üzerine sık düşünmesek de aynı zamanda öfkeye, derin bir üzüntüye de neden olabilir her bir pişirme ve üretme süreci… Özellikle zorunlu bir görev ve zorlu bir sürecin parçasıysa. İşte, Latin Amerika edebiyatına önemli katkıları olan Meksikalı yazar Laura Esquivel’in Acı Çikolata kitabı, yemek kültürü ve bireylerin iç dünyasıyla bağlantı kurarken, geleneği ve kadın kimliğinin sıkışmışlığını bir arada anlatan farklı bir okuma deneyimi sunuyor. "Büyülü Gerçekçilik" akımının en önemli temsilcilerinden biri sayılan Laura Esquivel’in 1989’da yazdığı ilk romanı, 19. yy. Meksika devrimi sırasında de la Garza çiftliğinde yaşananları yazarın sakin, telaşsız üslubuyla aktarıyor. Kitabın yazıldığı dönem, tarihinde birçok savaş, işgal ve mücadele barındıran Meksika’nın, bağımsızlık mücadelesine soyunduğu yıllarda geçiyor. Meksika’nın dönüşümden geçtiği devrimle birlikte yeni formların oluşmaya başladığı bir dönemdir bu tarih. Can Yayınları’nın Havva Mutlu çevirisiyle bugünlerde yeniden okuyucuyla buluşturduğu kitap, kadının var olma mücadelesini odağa alan yanıyla yazıldığı dönemden günümüze güncelliğini koruyan kitaplardan biri.


Yemeğin hazzı ve hüznü


Sinemaya da uyarlanan Acı Çikolata romanı ‘imkânsız bir aşkı’ merkezine alarak Meksika sosyal yaşamı, baskıcı aile gelenekleri, toplumun kadına yönelik bakış açısı gibi konuları tartışıyor. Ama tüm bunları ülkenin en bildik yemeklerinin hazırlanışını da işin içine katarak anlatıyor. Yemeğin hangi duygular ile yapıldığı, lezzeti, hazzı ve hüznü hikâyeye eşlik ediyor. Dönemin sosyal yapısını, gündelik hayatı ve aile ilişkilerini tarifler ve yemekler üzerinden gözlemliyoruz. Her ne kadar roman, Tita ve Pedro’nun aşk hikâyesini anlatsa da kadının mutfaktaki rolü, sorumluluğu, sıkışmışlığı, üretkenliği ve baş kaldırışını da görürüz. Dahası yazar metni kırsal yaşamın çelişkilerini, kadın üzerindeki baskıları da içeren geniş bir uzama taşıyor. Romanın konusuna gelince:


Tita henüz iki günlükken babası kalp krizinden hayatını kaybeder. Annesi Elena, kızları Gertrudis, Rosaura, Tita, aşçı Nacha ve hizmetçi Chenca hep birlikte yaşamlarını sürdürmeye başlarlar. En çok zaman geçirdikleri yer ise mutfak olur. Yıllar böyle sürüp giderken Tita on beş yaşını doldurduğu zaman âşık olduğu Pedro Muzquiz ona evlilik teklif eder ve bu tekliften sonra hayatı bambaşka bir yöne sürüklenir. Bu teklif onun için zor zamanların başlangıcıdır. Evin en küçük kızı olması ona çok büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Daha doğrusu aile geleneği en küçük kızın hayatı boyunca evlenmeyip, anneye bakma sorumluluğu vermektedir. Bu yüzden annesi Elena, bu evliliğe kesinlikle izin vermez. Âşık olduğu adam Pedro’yla ablası Rosaura evlendirilir. Bu karardan sonra Tita’nın hayatından hüzün ve dertler eksik olmaz. Geleneksel Meksika acılı yemekleri, etrafa yayılan mis kokular ve lezzetler Tita’nın hayatında keder, yalnızlık, devinim ve dönüşümün simgesi olur.


Düğün pastası, kasvet, gözyaşı…


İşte o anlardan biridir kitabın ‘Düğün Pastası’ isimli bir bölümü. Pedro ve ablasının düğün pastasını yapma görevi aşçı Nacha ve onun yardımcısı Tita’ya verilir. Sevdiği adam ve ablasının düğün pastasını hazırlarken, Tita’nın yaşadığı duyguları pastanın her aşamasında görürüz. Özellikle tereyağını una katarken yas tutan biri gibi kaskatı halini hissederiz. Bir yandan da beyazından ayırdığı her bir yumurta sarısını şekerle çırparken; kremanın katmanına gözyaşlarının karışması da yaşadığı durumdan ne kadar üzgün olduğunu gösterir Tita’nın. Sonunda düğün pastası biter bitmesine ama adeta çaresiz aşkı, yalnızlığı, suskunluğa mahkûm edilmiş halinin ve mateminin simgesi olur bu pasta. Düğünün sonunda ise davetlileri kötü bir sürpriz beklemektedir.


Tita’nın vicdanıyla yüzleşmesi


“Pedro ile Rosaura’nın evlenmesiyle Tita bu bıldırcının durumuna düşmüştü. Boynu ve ruhu kırık, çırpınıp duruyordu. Kendi çektiği acıları bu hayvana çektirmek istemedi. İçindeki merhamet bunu gerektiriyordu. Hemen büyük bir kararlılıkla hayvan yakalayıp işini bitirdi.”


Ancak Tita’nın vicdanın sesini duyması uzun sürmez. Hikâye, tarifler ve olaylarla sürüp giderken; romanın konusunun nereye varacağı, hiçbir zaman kendi hisselerini ifade edemeyen Tita’nın sıkıcı yaşamının manevi ve fiziksel sınırları aşıp aşamayacağıysa merak konusudur. Aynı zamanda Tita’nın kendisini güvende hissedeceği, toplum kuralları, aile baskısından uzaklaşıp bir yaşam sürdürebilecek bir sonla karşılaşıp karşılaşmayacağı da...


Meksika’nın bildik kurallarını tersine döndüren Acı Çikolata romanı, Meksika yemeklerindeki farklı tatların karmaşıklığı üzerinden yaşamlarımızdaki ‘otoriter seslere’ karşı verilen mücadeleyi ele alıyor. Günümüz dünyasında yaşananlara baktığımızda ‘bu seslerin’ başta kadın olmak üzere her kesimi nasıl kuşattığı ortada… Bu kuşatılmışlığı bozguna uğratmanın başta insani olduğu kadar tarihsel de bir görev olduğunu hatırlatıyor bize Acı Çikolata.


Acı Çikolata

Laura Esquivel

Can Yayınları

Çeviri: Havva Mutlu

Ocak 2021.