• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Çığlık

Ölmeden önce çektiği acıyı başka bir dille anlatamayan bir ademoğlunun boğazını yırtarcasına yükselen bir çığlık bu. Korku, çaresizlik, isyan dolu. Yok kesin bir şey yaptım ben.

Deniz Öztürk

Kaç saattir bu yatağın altındayım bilmiyorum. Yatağın üstüne örtülü çarşafın ayak hizasında sınırlı bakış açım, kapalı kapının camından süzülen ışıkla bana gölge oyunları oynuyor. Ne işim var burada? Sessizliği dinliyorum. Dışarıdan gelen birkaç sokak köpeğinin havlaması dışında hiç ses yok. Bir de kendi titrek nefes alışverişlerim. Çıkmayı düşünüyorum bu daracık hapishaneden ama ne cesaretim var ne de mecalim. Duyduğum her sese kulak kabartıyorum ve her birinde yüreğim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyor. Korktuğuma ve buraya saklandığıma göre bir kabahat işlemiş olmalıyım. Çarşafı kaldırıp odaya bakmak istiyorum ama gerçek mi yoksa kafamda mı yarattığımı bilemediğim bir çığlık bütün vücudumun donmasına sebep oluyor. Ölmeden önce çektiği acıyı başka bir dille anlatamayan bir ademoğlunun boğazını yırtarcasına yükselen bir çığlık bu. Korku, çaresizlik, isyan dolu. Yok kesin bir şey yaptım ben. Boş yere buraya saklanmam, yok yere bu kadar korkmam. Hatırlamak için zihnimi zorluyorum. Olan biteni geri sarmaya çalışıyorum, anlamsız. Ne yapsam geriye dönük ilk anım canlanmıyor kafamda. Yatağın altında ayıldığımdan öncesi yok. Beynimi zorluyorum hatırlasın diye. Boşa bir çaba, yok, koyu bir karanlıktan öte zihnimde hiçbir anı canlanmıyor.


Cesaretimi toplayıp yeniden çarşafa uzanıyorum. Tam o anda tekrar doluveriyor kulaklarım acı ile. Emin olamıyorum ama aynı bence. Zihnimin bir yerlerinde tanıdık bir anı gibi canlanıveriyor. Her seferinde aynı şeyi duyduğuma göre gerçek olmalı.


Emin olmak için istemsizce tekrar çarşafa uzanıyorum. İşte yine aynı korku. Sebebinden eminim artık. Çarşaf. Bir yandan da tanıdık bir tını var. Bir yerlerden tanıyorum bunu. Kafamı olanca güçle çalıştırmaya çabalıyorum ama nafile. Ne olan biteni ne de nereden tanıdığımı hatırlıyorum. Sıkıştığım bu yatak altında huzursuzca kıpırdanıyorum. Saatlerdir yattığımı tahmin ettiğim bu soğuk zemin acıtıyor. Kemiklerimi açmak için geriniyorum. Doğrulmaya çalışıyorum. Çarşafa kazara çarpan elim ve ardından gelen ses kaskatı kesilmeme sebep oluyor. Ses diyorum ama sanki bir çığlık bu. İnsanın ciğerinden kopup gelen bir çığlık. Tüylerim ürperiyor. Bir çarşaf neden çığlık atar ki?


Düşünmeye çabalıyorum. Uyanmadan önceki son hatıramı zihnimden çekip çıkartmak, hapsolduğum bu yatağın altından kurtulmak istiyorum. Beynimin kıvrımları arasından bir anı süzülüveriyor sonunda. Sabah neşeli bir şekilde uyandığımı hatırlıyorum. Okul yok. Dünden sözleştiğimiz gibi arkadaşlarla sokakta top oynayacağız. Aceleyle tıkıştırdığım birkaç lokmanın ardından sokağa atıyorum kendimi. Kapı ses çıkarmasın diye özenle kapatıyorum. Merdivenlerden hızla inerken zihnim tekrar kararıyor.


Bir hışırtı duyuyorum, zorla çıkarmaya çalıştığım anıların arasında. Yok bu sefer çarşaf değil. Bu sefer sert bir cisme sürtünen başka bir sert cismin sesi. Ardından sürünen bir cisim. Belli belirsiz bir insan iniltisi. Korkuyla büzülüyorum sıkıştığım bu yerde. Nefesim sıklaşıyor yeniden. Korku bütün bedenimi sarıyor. Ağlamak istiyorum ama çıkaracağım gürültü endişelendiriyor. Kim olduğunu bilmediğim birilerinin duymasından korkuyorum. Sakinleşmek için kaç dakika geçti bilemiyorum. Soluk alıp vermem düzene girmeye başlayınca tekrar düşüncelere dalıyorum. Kurtulmak için hatırlamak zorundayım.


Sözleştiğimiz gibi top oynadık arkadaşlarla. Aşağı mahalleyi yendik yine. Gollerin yarısını da ben attım. Maç bitince kazandığımız gazozları içip gölgede serinledik. Sokaktan geçen kızlara laf atıp eğlendik bir süre. Sonra karanlık.


Şimdi iki ses oldu. Çığlık atan çarşaf ve bir sürtünme. Çarşafın isyanı sürtünmeye yeniliyor. Korkmamalıyım, aralayıp ne olup bittiğini anlamalıyım. O sürtünmenin kaynağını öğrenmeliyim. Derince bir nefes alıp yeniden çarşafa uzanıyorum. Bir anda korkunç bir çığlık zihnimi parçalıyor. Tanıdık bir hüzün yüreğimi deliyor. Ürperiyorum. Gerçek mi bu? Yoksa karanlık korkumun zihnime sunduğu hizmetler mi? Korkuya alışan bedenlerin çaresizliğiyle tekrar uzatıyorum elimi çarşafa. Kulak zarlarımı titretiyor. Korku ve acı dolu ama bir yandan da tanıdık. Yattığım zemin açılsın aşağı doğru kaçayım istiyorum. Annemin beni rahatlatan ninnilerini hayal ediyorum. Onun yumuşak, kadife mırıltıları çığlığı bastırıyor. Yarı uyur bir halde anılara dalıyorum.


Bizim mahallenin kızları yeterli eğlenceyi sağlamayınca yan mahalleye gitmeye karar veriyoruz. Köşedeki evin bahçe duvarına dizilip gelen geçene bakmaya koyuluyoruz. İçimizden birinin evden arakladığı sigarayı tellendirip, kaba şakalarla gülüşüyoruz. Saatler geçiyor. Aramızdan saat geç olduğu için eve dönmek zorunda kalanlarla eğlenip, gizlice kim daha geç gidecek yarışına koyuluyoruz. Yarışın cezası ve ödülü belli. Herkes babası gelmeden dönmek zorunda. Herkesten sonra giden ve babasına yakalanmayan büyük ödülün sahibi. Kendimden emin bir tavırla son bir çocuk kalana kadar gidenlerle dalga geçiyorum. Yeni taşındı bu çocuk mahalleye. Babası uzun yol şoförü. Babası gelmeyeceğinden beni yenebileceğini sanıyor. Bilmiyor ki hafta sonu babam sabaha karşı hem de zilzurna gelir. Tamam, o saatte gözüne görünmemek gerek ama bu benim yarışımın konusu değil. Sohbet ediyormuş gibi yapsak da ikimiz de kimin önce gideceğini merak ediyoruz. Sonunda kazanan ben oluyorum annesinin balkondan seslenişiyle. Onu da alaylarla postaladıktan sonra mağrur bir edayla eve yönleniyorum.


Sürtünme sesi adım adım yaklaşıyor. O kadar ki sanki kapıyı açıp kendisini gösterecek. O yaklaştıkça çarşaf bir tehdit gibi gözlerimin önünde salınıyor. Dokunsam ses olmaktan çıkıp beni sarıp sarmalayacak. Sonunda kapıya varıyor. Sürtünme artık zemin değil de kapalı duran kapının ardından geliyor gibi. Çarşaf tehditkâr salınışını sürdürüyor. Merak ile korku bu salınışa ayak uyduruyor. Cesaretim bir gelip bir gidiyor. Son bir çabayla çarşafa uzanıyorum ama daha elimi sürmeden bir ahtapot gibi kıvrılıp çığlığı kulaklarımda çınlıyor.

Yarışmayı kazanmanın haklı gururuyla eve doğru yöneliyorum. Hava iyice karardı artık. Apartmanın önüne geldiğimde içimden bir şeyler kopuyor. Korku ense kökümden yayılıp bütün vücudumu sarıyor. Altıma kaçırmaya zorlukla dayanıp girişe doğru yöneliyorum. Babamın arabasının motoru sıcak. Anladığım çok olmamış geleli ama fark etmez, bu saatte ve bilhassa ondan sonra geldiğim için dayağı yiyeceğim. Çaresiz adım adım yürüyorum apartmanın koridorunda. Kapıya vardığımda titrek ellerle zili çalıyorum. Evin içinden gelen bağırışlar bir anlığına kesiliyor. Sessizlik. Yediği yumruğun etkisi ile olsa gerek annemin iniltisi duyuluyor. Kapıyı açtığında gözlerinde gördüğüm içime bir kor ateş düşürüyor. Kendi değil benim yiyeceğim dayaktan korkuyor annem. Kendi çaresizliğimi unutup yanağını okşuyorum. Dizlerim titreyerek içeri giriyorum. Babam alkolden kızarmış gözleriyle salonun ortasında dikiliyor. Kız kardeşim oturma odasında iki koltuk arasına sinmiş sessiz hıçkırıklarla titriyor. Akşam haberleri başlamış televizyonda. Babam olmasa zamanında gelmişim aslında eve.


İçeri yeni bir avın girdiğini gören bir yırtıcı edasıyla bana yöneliyor babam. Elim kolum tutmuyor. Vurduğu ilk tokatla yıkılmasam da sendeliyorum. Annem yalvaran çığlıklarla aramıza giriyor. Babam annemin üstünden bir yumruk savuruyor. Yarısı anneme yarısı bana pay oluyor savurduğu yumruk. Annem ellerini tersten belime dolayıp babamla arama set oluyor. Bu dayanışma kısa bir süreliğine babamı çelişkiye itse de bir yumruk daha savuruyor. Yumruğun etkisiyle sendelesek de yıkılmıyoruz. Kardeşimin gözyaşları akan burnuna karışıyor. Saklandığı yerden tereddütle çıkıp annemin sağ bacağına sarılıyor. Annem, arkasında ben, bacağında kardeşim çaresiz babama çemkiriyor. Bu direniş babamın seri tokatları arasında dağılıyor. Kolundan tuttuğu kardeşimi üçlü koltuğun üstüne savuruveriyor. Korkudan büyüyen gözleri içimden bir şeylerin kopmasına neden oluyor. Kafamı çevirdiğimde masanın üzerinde yatan bıçak çarpıyor gözüme. Ani bir hareketle kavrayıp babamın üzerine yürüyorum. Olanca gücümle anneme tekme atmaya hazırlanan bacağına saplayıveriyorum. Babam; şaşkınlık, korku ve acıyla gözlerini bana dikiyor. Yaptığımın farkına bu bakışlar sayesinde varıyorum. İri elleriyle bıçağı yerinden çıkartıp bana yöneliyor. Olayın vahametini hızlıca anlayan annem daha çevik davranıp aramıza giriyor yeniden. Kendine gelen kardeşim de koşup annemin bacağına sarılıyor yeniden. Babam kardeşimi kolundan tuttuğu gibi yan taraftaki duvara doğru savuruveriyor. Duvara kafası çarpan kardeşim boş bir çuval gibi yere yığılıyor. Kafasından süzülen kan bilinçsiz gözleri arasından süzülerek beyaz zemine doğru yayılıyor. Köşeye sıkışmış yaralı bir hayvanın çaresizliğiyle babamın üstüne atılan annem ilk darbeyi karnına alıyor. Babamın kolları, elinde bıçakla, annemin vücuduna inip kalkarken, ne yapacağımı bilmeksizin odama doğru kaçıyorum. İçeri girdikten bir an sonra babam odamın kapısında beliriveriyor. Sakin hareketlerle kapıyı kapatıp, kanlı ellerinde tuttuğu bıçakla üzerime doğru yöneliyor.


Kaç saattir buradayım bilmiyorum. Babam nerede? Ben nasıl yatağımın altına girdim? Bu sesler ne? Bulanıklaşan aklım, merakımın korkumun önüne geçmesini sağlıyor. Elimi çırpınan çarşafa doğru uzatıyorum. Kulağımda çınlayan çığlıklara aldırmaksızın elimi yatağın dışına doğru uzatıyorum. Kapıdaki sürtünme beynimi gıcıklıyor. Çarşaftan süzülüp elimin üstüne düşen sıcak sıvı aklımı alıyor. Korkudan çırpınarak yatağın altından dışarı atıyorum kendimi. Kapının camından süzülen koridor ışığına doğru yürüyorum bilinçsizce. Kapının koluna sarılıp açmaya çabalıyorum. Kilitli olmadığına emin olduğum kapı açılmıyor. Kolu aşağı doğru bastırıp çılgınca kapıyı dışa doğru ittiriyorum. Kapının olağan ağırlığından fazlası engel oluyor. Sonunda açmayı başarıyorum. İlk gördüğüm, sürünen annemin kapıyı tırmalarken bıraktığı kanlı izler oluyor. Ardından boş gözlerle oturduğu kan gölü ortasındaki kardeşim. Arkamı döndüğümde yatağımın üstünde kafası ve vücudundan kanlar süzülen babamı görüyorum. Ardından kocaman bir çığlık kulağımda.